Gül müzelik, Bahçeli canlı mevta, ya Kılıçdaroğlu?

15 Temmuz darbesiyle birlikte, CHP’nin “son umudu” da, Ankara’yı terkeden “tankların” arkasında sona erdi. CHP artık “devletin partisi” bile değildir. Öyle olunca, onun aldığı “oyların” hiç bir “caydırıcı” gücü de yoktur. Geçmişte, “yüzde yirmibeş oy, artı, ordu, artı yargı, artı hariciye” CHP’yi “hükümette olmayan iktidar” gücü yapıyordu. Geçmişe mazi derler.

 

VEYSİ SARISÖZEN

Acayip işler oluyor.    Örneğin Akit adındaki Erdoğancı gazete, bir hafta önce manşetinden “Gül parti kuracak” diye bir haber yayınlıyor. Arkasından AKP’nin paralı “trol ordusu” saldırıya geçiyor.veysi-sarisozen

Gül hemen yanıt veriyor: “Parti kurmayacağım.”

Sonra ne oluyor?

Cumhurbaşkanı, Başbakan Kayseri’ye koşturuyor. “Parti kuracağı söylenen” ağlamaklı sesle konuşan, ama sesiyle tezatlı olarak daima ağzını büzerek gülümseyen Gül de onlarla birlikte.

Ne yapıyorlar?

Bir Müzenin açılış töreninde buluşuyorlar…

Müze ne müzesi diye sorarsanız, bu müze “Gül” müzesi… Evet. AKP’nin içinde Erdoğan’ın “alternatifi” gibi görünen Abdullah Gül, bir bakıma “sizlere ömür”; ölmeden “müzelik” edilmiş.

Müzenin açılış töreninde, yine “ölmeden ölmüş” ya da “canlı cenazeye” dönüşmüş bir kişi daha yer almış: Davutoğlu…

Bunlar Erdoğan’ın kışkırttığı ve tuzakladığı “darbenin” canlı şehitleri. Ağızları var dilleri yok. Oysa darbeden bir gün öncesine kadar hepsi hareketlenmişti. Darbe AKP’nin iç muhalefetine karşı yapıldı. En büyük kanat olarak Gülen grubu dağıtıldı. Onlarla dirsek temasında olan Gül ve ekibi de pasifize edildi.

Dün de işte bu ekip, müzeye kaldırıldı.

Başka işler de oldu.

AKP dışı “muhalefet”in MHP kanadı darbeden önce dağılmak üzereydi. Darbeden sonra “dağılmadı”, Akşener hareketi bastırıldı, ama, Saray Bahçeli’yi yuttu.

CHP ne oldu? CHP’nin ne olduğunu da dün Cumhuriyet’te Aslı Aydıntaşbaş ayrıntıyla anlatmış. İsteyen okur. Ben bir ek yapayım: Faşist bir rejimin legal, parlamenter ve barışçı bir muhalefeti olamaz.

Olursa faşist diktatörlük onu yok eder. Yani faşizme yasal alanda muhalefet edemezsin.

Yok, hem rejimin “kitaplarda tarif edilene tıpatıp uyan bir faşist rejim” olduğunu söyleyip, hem de ona yasal ve parlamenter alanda, onunla “barış içinde” “muhalefet” ediyor gibi yapıyorsan, sen muhalif filan olmuyorsun, faşist rejimin ayıplarını örten bir “asma yaprağı” rolü oynuyorsun.

CHP’nin durumu bu.

Neden CHP ve MHP öyle bir duruma düştü?

MHP’nin durumu belli. AKP, MHP’nin boyunu aşan işler yaptı. Şu anda Saray rejiminin yaptığı ettiği baskının binde birini MHP yapamazdı. Bahçeli Kürt siyasi muhalefetine düşmanlık konusunda Erdoğan’ın yaptığından fazla ne ekleyebilir? Hiç bir şey. Faşist bir “başkanlık” rejimi kuran AKP’yle Bahçeli’nin yarışacak neyi var?

MHP “soğuk savaş” dönemine özgü işlevini yitirdi; antikomünist zorbalığın temeli kalmadı, Kürt düşmanlığında da AKP’nin kuyruğuna takıldı. Tarihsel olarak artık yok hükmündedir.

CHP’ye gelince…

CHP “devletin kurucu partisiydi.” Ama devlet son iki darbeyle, 12 Mart ve 12 Eylül’le birlikte değişti. Kemalist ordu, önce “Atatürkçü” ordu oldu. Giderek “pragmatikleşti”. Derken Humeyni’nin 1979 darbesinden sonra, bizzat CHP’nin ordusu, Gülen Cemaati’nin ABD hizmetinde “ılımlı İslam” olarak piyasaya sürülmesinde baş rolü oynadı.

Ordu değiştikçe CHP de değişti. Bu değişiklik CHP’nin 12 Eylül sonrası karma karışık tarihine yansıdı. Bir tarafta Erdal İnönü’yle “sosyal demokratlaşma” çırpınışları, derken Baykal’la devam eden krizler, CHP’nin imamesini şaşırttı. Sonunda 15 Temmuz darbesiyle birlikte, CHP’nin “son umudu” da, Ankara’yı terkeden “tankların” arkasında sona erdi. CHP artık “devletin partisi” bile değildir. Öyle olunca, onun aldığı “oyların” hiç bir “caydırıcı” gücü de yoktur. Geçmişte, “yüzde yirmibeş oy, artı, ordu, artı yargı, artı hariciye” CHP’yi “hükümette olmayan iktidar” gücü yapıyordu. Geçmişe mazi derler.

Şu anda CHP, eğer MHP’nin akıbetine uğramak istemiyorsa, “normal zamanlarda” yapılanalara benzeyen “muhalefetle” yetinemez.

Bugünün “anti faşist muhalefeti”, “talep eden” değil, rejimi sarsan, onu geriletmek üzere aktif eyleme geçen, gerekirse faşizmin işlevsiz hale getirdiği TBMM’de AKP’yi kendi başına bırakacak adımlar atacağını ilan ederek, rejimi caydıran bir muhalefet olmak zorunda.

Ve en önemlisi, faşizm öncesi HDP’ye ve PKK’ye yönelik eleştirilerinden vaz geçmemekle birlikte, faşizm karşısında bu eleştirileri ikinci plana atmak ve kim faşizme karşı savaşıyorsa, onunla işbirliğine yönelmek, anti faşist olmanın en büyük şartıdır.

Böyle yapmazsa Erdoğan yakında bir de “Kılıçdaroğlu müzesi” açar.

Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir